Item image

YILANLI SÜTUN

Yılanlı SütunI. Konstantin (I. Constantinus)’in İstanbul’u Roma İmparatorluğu’nun başkenti ilan etmesinin ardından giriştiği büyük imar çalışmaları kapsamında inşa ettirdiği Hipodrom günümüzde Sultanahmet Meydanı olarak anılan alanda bulunmaktaydı. Meydanda gördüğümüz dikilitaş ve sütunlar da Hipodrom’un ortasında ayırma seti olarak bulunan “spina” denilen bölümün üzerinde bulunan anıtlardan geriye kalanlardır. Spinanın üzerine süs amacıyla konulmuş bir çok eserin daha olduğu bilinse de günümüze sadece Yılanlı Sütun, Örme Sütun ve Dikilitaş gelebilmiştir.

Perslere karşı birleşen 31 Yunan sitesinin M.Ö. 479’da Platea (Plateia)’da kazandığı zaferin ardından Tanrı Apollon’a şükranlarını sunmak için Delfi (Delphoi)’de bulunan Apollon Tapınağı önüne dikilen bu tunç anıt, 324 yılında I. Konstantin tarafından İstanbul’a getirilerek önce Ayasofya’nın avlusuna konulmuş, tahminen 9. yüzyılda oradan da alınarak Hipodrom’un ortasındaki spinaya yerleştirilmiştir. Erkek güç ve güzelliğinin timsali olan Işık Tanrısı Apollon’a adanan bu heykelin yılanlardan oluşması anlamlıdır. Zira Apollon’un, Toprak Ana Gaia’nın oğlu olan Piton (Python) isimli kötülüğün timsali dev bir yılanı öldürdüğüne inanılırdı. Bu mitolojik hikayeye atıf yapan Yunanlıların bu anıtı yendikleri düşman askerlerinin eritilen silah ve kalkanlarından yaptığı görüşü de bu bağlamda tutarlıdır. Anıt Delfi şehrine dikildiğinde Sparta Kralı Pausanias anıtın kaidesine, kazanılan zaferi sadece kendisine mal eden bir yazı yazdırmış ancak diğer site krallarından gelen tepkiler üzerine bu yazı silinerek anıtın üzerine, savaşa katılan 31 Yunan sitesinin isimleri Lakonya alfabesi ile yazılmıştır. Sütunun Sultanahmet Camii’ne bakan kuzeydoğu cephesinde yılan gövdelerinin alttan 13. kıvrımı ile 2. kıvrımı arasında alt alta yazılmış olan bu isimler bugün de görülebilmektedir.

Yılanlı SütunBurmalı Sütun adıyla da anılan Yılanlı Sütun birbirine dolanmış halde yükselen üç yılandan meydana gelmiştir. Sütunun heykeltıraşı ve yapım yeri bilinmemekte ancak döküm tekniğinden bu konuda ünlü Aigina Adası’nda yapılmış olduğu tahmin edilmektedir. Orijinalinin 6,5 metre (tepesindeki çanakla birlikte 8 metre) olduğu tahmin edilen sütunun bugün sadece 5 metrelik bir kısmı ayakta durmaktadır. Sütundaki yılanların başlarının 18. yüzyıla kadar yerinde olduğu bilinmektedir. Tarihi belgelerde en son olarak Avrupalı seyyah A. De la Motraye’nin 1699 tarihli gravüründe anıt yılan başları ile birlikte resmedilmiştir. Osmanlı döneminde gençlerin ok ve mızrak atıcılığı eğitimleri için nişangah olarak kullanılan yılan başlarının koparılışıyla ilgili çeşitli rivayetler vardır. Silahtar Fındıklılı Mehmet Ağa’nın “Nusretname” isimli eserinde anlattığına göre “Tunç Ejderha” olarak adlandırdığı sütunun yılan başları, kalabalık bir maiyetle birlikte İstanbul’a gelen ve Sultanahmet Meydanı yakınlarında misafir edilen Lehistan elçisi Viniava Lescynski’nin adamları tarafından 20 Kasım 1700 tarihinde koparılmıştır. Evliya Çelebi, yılan başlarından birinin bir yeniçerinin tek bir kılıç darbesi ile koparıldığını anlatmaktadır. Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde bulunan “Hümernâme” isimli eserde ise Fatih Sultan Mehmed’in meydana geldiğinde mızrağını fırlatarak yılan başlarından birinin alt çenesini kırdığı yazılıdır. Velhasıl bugün yılan başlarının üçü de kopmuş durumdadır. 1847 yılında yapılan kazıda ünlü İtalyan mimar Gaspar Fossati tarafından bulunan bir yılan başı İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne konulmuştur. Diğer iki baş ise halen kayıptır.

Yılanlı Sütun - Plan

Yılanlı Sütun’un ilk haline ilişkin canlandırmalar

Yılanlı Sütun - Site İsimleri

Sütunun üzerinde yazan Yunan site isimleri

Sütunun tepesinde, dışarı doğru uzanan üç yılan başının taşıdığı büyük bir tütsü çanağı bulunmaktaydı. İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin atası sayılan Müze-i Hümayun’da Osman Hamdi Bey’den önce müdürlük yapmış olan Alman bilgin Dr. Phillip Anton Dethier bu çanağın altından olduğunu ve 1204’teki Latin işgali sırasında yerinden sökülerek eritilip sikke yapıldığını söyler. 2. yüzyılda yaşamış Yunan gezgin Pausanias ise Delfi şehrinde gördüğü anıtın üstündeki çanağın, anıt İstanbul’a getirilmeden önce muhtemelen M.Ö. 353’te Delfi’yi kuşatan Phokisliler tarafından sökülerek götürüldüğünü söyler.

Roma Dönemi’nde İstanbul’da bulunan bir çok sütunun tılsımlı olduğuna ve bu sütunlardan her birinin şehri savaş, doğal afet, hastalık gibi değişik felaketlerden koruduğuna inanılırdı. Bu batıl inançlar Osmanlı döneminde de devam etmiştir. Evliya Çelebi, Seyahatname’sinin “İstanbul’un içinde ve dışında olan acayip ve garip tılsımları bildirir” başlıklı bölümünde İstanbul’u koruduğuna inanılan 17 sütunu ve bunların tılsımlarını anlatmıştır. İstanbul’u haşere ve sürüngenlerin istilasından koruduğuna inanılan Yılanlı Sütun hakkında Evliya Çelebi şunları yazmıştır: “İstanbul’da 17. tılsım burma direktir. Bu direk üç başlı ejderha suretini gösterip başının birisini bir yeniçeri, kılıç ile bir vuruşta kırmıştır. O tarihte kısmen tılsımı bozulmuş olup İstanbul içine yılan, çıyan ve akrep misali hayvanlar yayılmıştır.”

Yılanlı Sütun - Fatih'in talimi

Fatih Sultan Mehmet’i askerleriyle birlikte Yılanlı Sütun önünde talim yaparken gösteren bir Osmanlı Minyatürü

Yılanlı Sütun - Kaide Delfi

Yılanlı Sütun’un Delfi şehrinde bulunan kaidesi

Yılanlı Sütun, Osmanlı döneminde meydanda düzenlenen şenliklere olduğu gibi dehşetengiz olaylara da tanık olmuştur. 17. yüzyıl, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın sadrazamlığı döneminde, zamanın vakanüvislerinin anlattığına göre Yahudi bir erkekle zina yaparken basılan Müslüman bir kadın Yılanlı Sütun’un önünde göğsüne kadar toprağa gömülerek recmedilmiştir.

Fatih Sultan Mehmed, anıtın içinden çıkan bir dut ağacını kestirerek anıtın zarar görmesini önlemiştir. Sultanahmet Camii’nin inşası ile zemin seviyesinin yükselmesi sebebiyle sütunun kaide kısmı toprak altında kalmıştır. 1856 yılında British Museum arkeologlarından Charles Newton tarafından yapılan kazıda sütunun kaidesinden Bozdoğan Kemeri’ne doğru gittiği tahmin edilen bir su yolu bulunmuştur. Bu keşif  ile birlikte sütunun Doğu Roma döneminde şadırvan selsebili olarak kullanıldığı fikri doğmuştur. Hatta sütunun Latin işgali sırasında tamamen sökülmemiş olmasının nedeni de çeşme olarak yararlı bir işleve sahip olmasıyla açıklanmıştır. Aynı kazıda meydandaki diğer eserler, Örme Sütun ve Dikilitaş’la birlikte Yılanlı Sütun’un da çevresi kazılarak kaidesi ortaya çıkarılmış ve etrafı bugünkü korkuluklarla çevrilmiştir. Yılanlı Sütun, İstanbul’daki günümüze ulaşan en eski büyük boyutlu tunç eserdir.