Item image

YEREBATAN SARNICI

Yerabatan Sarnıcı Girişiİhtişamı ve güzelliği nedeniyle “Yerebatan Sarayı” olarak da isimlendirilen sarnıcın günümüzdeki girişi Ayasofya Müzesi’nin karşısında yer alan Yerebatan Caddesi üzerinde bulunmaktadır. Yerebatan Sarnıcı, 532 yılında Doğu Roma İmparatoru I. Jüstinyen (Justinianos/Iustinianus) tarafından inşa ettirilmiş olup, sarnıcın yerinde eskiden Stoa Bazilikası’nın bulunması nedeniyle “Bazilika Sarnıcı” adıyla da anılmaktadır.

Sarnıç, imparatorluğun yönetim merkezi olan Büyük Saray’ın su ihtiyacını karşılamak amacıyla inşa ettirilmiştir. Sarnıcın suyu,  İmparator Valens tarafından yaptırılmış olan 971 metre uzunluğundaki Bozdoğan (Valens) Kemeri ve İmparator Jüstinyen tarafından yaptırılmış olan 115.45 metre uzunluğundaki Mağlova Kemerleri vasıtasıyla Gözyaşı Sütunumerkeze 19 kilometre uzakta bulunan Belgrat Ormanlarındaki Eğrikapı Su Dağıtım Merkezi’nden getirilmiştir. 52 basamaklı bir merdivenle inilen dikdörtgenler prizması şeklindeki sarnıcın uzunluğu 140, genişliği 70, derinliği ise 9 metredir. Sarnıcın su depolama kapasitesi 90.000 ton civarındadır. Büyük kısmı daha eski yapılardan toplanan 336 sütun tarafından ayakta tutulan sarnıcın tavan ağırlığı haç biçimindeki tonozlar ve kemerler vasıtasıyla bu sütunlara aktarılmıştır. Sarnıcın güneybatı köşesinde yer alan 90 adet sütun, 19. yüzyılda yapılmış olan duvarın arkasında kalmıştır. Tuğladan örülmüş, 4.80 metre kalınlığındaki sarnıç duvarları ve yine tuğla döşeli olan sarnıç zemini Horasan harcından kalın bir tabaka ile sıvanarak su geçirmez bir hale getirilmiştir.

Yerebatan Sarnıcı içerisinde yer alan sütunlar ise gerek biçimleri gerekse üzerlerinde yer alan şekiller nedeniyle oldukça ilgi çekicidir. Köşeli ya da yivli biçimde olan birkaç tanesi dışında sütunların tamamı silindirik biçimdedir. Sütunların üzerinde sarkık dal, tavus gözü ve gözyaşı şekilleri yer almakta olup bu sütunlar, “Forum Tauri” olarak adlandırılan günümüzün Beyazıt Meydanı’nda kalıntıları bulunan ve 4. yüzyıla tarihlenen İmparator Theodosius’un zafer takındaki sütunlar ile benzerlik göstermektedir. Özellikle sarnıç sütunları üzerindeki gözyaşı motifinin sarnıcın yapım aşamasında çalıştığı söylenen 7.000 civarındaki köleden ölen yüzlercesini anlattığı söylenmektedir.

Medusa KafasıMedusa KafasıSarnıcın kuşkusuz en çok ziyaret edilen noktası ise kuzeybatı köşesinde yer alan iki sütunun altında kaide olarak kullanılan iki adet Medusa başıdır. 4. yüzyılda yapıldığı düşünülen ve büyük birer şaheser olan Medusa başı heykellerinin sarnıca ne zaman ve nereden getirildiği konusunda kesin bir bilgi bulunmakla beraber, Genç Roma Dönemi’ne ait bir yapıdan alınarak buraya getirildiği düşünülmektedir. Yunan mitolojisinde önemli bir yeri olan Medusa, Euryale ve Stheno ile birlikte yer altı dünyasının kadın canavarları olan üç Gorgonadan tek ölümlü olanıdır. Saçları yılan şeklinde olan Yerabatan SarnıcıYerabatan SarnıcıMedusa, kendisine bakanları taşa çevirme yeteneğine sahiptir. Büyülendiğini düşündüğü Medusa’nın başı, Zeus’un oğlu Perseus tarafından kesilir. Perseus, kesik Medusa başını birçok savaşta kullanarak düşmanlarını taşa çevirir ve galip gelir. Bu inançtan dolayı Roma İmparatorluğu döneminde gücü sembolize etmesi nedeniyle Medusa başının kılıç kabzalarına ve sütun kaidelerine ters ya da yan olarak işlendiği düşülmektedir. Ancak Roma’nın Hıristiyanlığa geçmesi üzerine bu paganist semboller terk edilmiştir. Dolayısıyla medusa başlarının da alelade bir kaide gibi kullanılarak gözlerden uzak olacağı bu sarnıcın dibine gömülmüş oldukları düşünülebilir.

Yerabatan SarnıcıSarnıç, İstanbul’un 1453 yılında Osmanlı Devleti tarafından fethinin ardından yaklaşık 100 yıl kadar kullanılmamıştır. Ancak bu dönemde sarnıcın üzerinde evi bulunan mahallelilerin evlerin bodrumlarında açtıkları deliklerden kova sarkıtarak su çektikleri hatta balık avladıkları anlatılmaktadır. Bir süre sonra Topkapı Sarayı’nın bahçelerine su sağlamak amacıyla kullanılmaya başlanılan sarnıç, daha sonra tekrar kaderine terk edilmiştir. Sarnıcın Osmanlılar tarafından kullanılmamasının nedeni, dini ve kültürel sebeplerle durgun su yerine akan suyun tercih edilmesidir. Sonraki yüzyılda mevcudiyeti tamamen unutulan sarnıcı, İstanbul’a Roma eserlerini incelemek üzere gelen Hollandalı gezgin ve araştırmacı Petrus Gyllius 1546 yılında tekrar keşfetmiştir.

Günümüze kadar birçok onarım ve restorasyon gören sarnıç, Osmanlı Devleti zamanında iki kez restore edilmiştir. Bunların ilki, 18. yüzyılda Sultan III. Ahmet zamanında Mimar Kayserili Mehmet Ağa’ya yaptırılmıştır. Sarnıcın ikinci kapsamlı onarım ise, 19. yüzyılda Sultan II. Abdülhamit devrinde gerçekleşmiştir. Günümüzde tarihi bir müze olarak kullanılan Yerebatan Sarnıcı’nın en büyük ve en kapsamlı restorasyonu ise 1985-1987 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılmıştır. Bu restorasyon ile sarnıcın üstünde yer alan evler istimlak edilerek yıkılmış, sarnıcın içerisinden 50.000 ton çamur çıkartılarak sütunlar arasına gezi platformu kurulmuştur.