Item image

PİSKOPOSLUK SARAYI / SAMPSON HASTANESİ

Sampson Hastanesi / Piskoposluk SarayıTopkapı Sarayı’nın birinci avlusunda, Bâb-ı Hümâyûn’dan girildiğinde sol taraftaki eski Karakol Binası’nın arkasında, Aya İrini ile Sur-u Sultani’nin arasında kalan kalıntılardır. Karakol Binası, Aya İrini ve Saray Surları arasında kaldığından çoğu kimse tarafından fark edilmemektedir. Doğu Roma İmparatorluğu’na ait olan kalıntıların yakın zamana kadar Sampson Hastanesi’ne ait olduğu görüşü hâkimken, son dönemde Piskoposluk Sarayı’na ait olduğu görüşü ağırlık kazanmıştır.

Çöpler ve bitki örtüsü ile kaplanmış olan alanda 1940’lı yıllarda Ayasofya Müzesi müdürü öncülüğünde yapılan bir çalışma ile kalıntılar gün yüzüne çıkarılmıştır. Bulunan kalıntıların Sampson Hastanesi’ne ait olduğu düşünülmüş ve uzun süre üzerinde başka çalışma yapılmaksızın bu görüş kabul edilmiştir. Hastane adını kendini fakirlere Sampson Hastanesi / Piskoposluk Sarayıhizmete adamış bir aziz olan “Misafirperver Sampson”dan almıştır. Soylu bir ailenin çocuğu olarak Roma’da dünyaya gelen Sampson, fakirlere ve zor durumdakilere yardım etmesiyle tanınmış bir hekimdir. Evini ücretsiz bir kliniğe çevirmiş ve burada hastalarına yiyecek ve kalacak yerin yanında tıbbi tedavi imkanı sunmuştur. Kendisine daha sonra Patrik tarafından rahiplik rütbesi verilmiştir. İmparator I. Jüstinyen (Justinianos/İustinianus) hastalandığında tedavi için görevlendirilen Sampson, şehirdeki doktorlar içerisinde imparatoru iyileştirebilen tek hekim olmuştur. Bu başarısından dolayı İmparator tarafından ödüllendirilmek istendiğinde, kendisi ödül olarak şehirdeki fakirlere hizmet veren bir hastane kurabilmek için yardım istemiştir. Böylece İmparator Jüstinyen’in de desteğini alan Sampson, hastanesini kurabilmiştir. Çağının önemli bir sağlık kuruluşu olan bu hastane Doğu Roma İmparatorluğu’ndaki en büyük ücretsiz sağlık kurumuydu ve 600 yıl boyunca İstanbul halkına hizmet vermiştir.

Misafirperver Sampson

Aziz “Misafirperver” Sampson

Misafirperver Sampson bir süre yeni ve görkemli hastanesinde çalıştıktan sonra 530 yılında ölmüştür. Öldükten sonra bugünkü Çapa semtinde bulunan Mokios Kilisesi’ne gömülmüş ve aziz ilan edilmiştir. Bu kilise günümüze kadar gelememiştir. İstanbul’un Türkler tarafından kuşatıldığı sırada zaten harap halde bulunan kilisenin taşları surlarda açılan gedikleri doldurmak için kullanılmış ve kiliseden geriye bir şey kalmamıştır. Bugün St.Petersburg şehrinde Aziz Sampson adına inşa edilmiş bir katedral bulunmaktadır. Rus İmparatoru Büyük Petro’nun (Deli Petro / I. Peter) Poltova Savaşı’nda İsveç kralı Demirbaş Şarl’a (XII. Karl) karşı kazandığı zafer Aziz Sampson gününe denk gelince, Sampson bir anda Ruslar arasında büyük bir saygı kazanmıştır. Zaferi için Aziz Sampson şükranlarını sunmak isteyen Büyük Petro da Petersburg şehrine St.Sampson Katedrali’ni inşa etmiştir.

Sampson Hastanesi hakkındaki bilgilerimiz çok kısıtlıdır. Hastanenin ilk yapıldığı tarih bilinmemektedir ancak Sampson’un ölümünden kısa bir süre sonra, 532 yılında çıkan Nika İsyanı sırasında çevresinde bulunan Aya Sofya ve Aya İrini ile birlikte yakıldığı bilinmektedir. İsyanı bastıran Jüstinyen aynı yıl hastaneyi restore ettirmiş ve yeniden hizmete açmıştır. Sampson Hastanesi’nin yeni hali Aya Sofya ve Aya İrini ile birlikte bir kompleks halinde inşa edilmiştir. Hastane ve kiliselerde aynı din adamları tarafından hizmet sunulmuştur. 532 yılında geleneksel halk hekimliğini de lağveden Jüstinyen, bu hekimleri Sampson Hastanesi gibi kilise hastanelerinde görevlendirmiştir.  12. yüzyıla kadar hizmet vermeye devam eden hastanenin neden kapandığı bilinmemektedir.

Aya İrini ve önünde Sampson Hastanesi'ne veya Piskoposluk Sarayı'na ait kalıntılar

Aya İrini ve önünde Sampson Hastanesi’ne veya Piskoposluk Sarayı’na ait kalıntılar

1940’lı yıllarda yapılan kazının ardından kaderine terk edilen kalıntıların üstü tekrar çöp ve bitki örtüsü ile kaplanmıştır, ta ki 2009 yılında yapılan yeni bir çalışmaya kadar. İstanbul Arkeoloji Müzeleri başkanlığında İstanbul Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi tarafından yapılan çalışmada kalıntılar temizlenip tekrar gün yüzüne çıkarılmış ve üzerinde yapılan incelemeler neticesinde kalıntıların Sampson Hastanesi’ne değil Piskoposluk Sarayı’na ait olduğu ileri sürülmüştür. Yapının, Ayasofya ve Aya İrini ile bağlantılı olması da bu gerekçe ile açıklanmıştır. Yapıdan, Aya İrini’nin içerisine, galeri katına ve avlusuna geçişler tespit edilmiştir. Kaldı ki söz konusu kalıntılar Ayasofya ve Aya İrini ile birlikte tek bir avlu içerisinde bulunmakta ve hepsi birlikte büyük bir çevre duvarı ile çevrilmiş haldeydiler. Ayrıca Ayasofya ve Aya İrini’nin birlikte tek bir yapıymış gibi “Büyük Kilise” olarak adlandırılması, ikisinin arasında bulunan bu yapının da kilisenin bir bölümü olma ihtimalini güçlendirir. Bunların yanında yapının Ayasofya ve Aya İrini ile aynı dönemde yapılmış olması ve Aya İrini’nin Piskoposluk Kilisesi olması da kalıntıların Piskoposluk Sarayı’na ait olması iddiasını destekleyen diğer verilerdir. Sampson Hastanesi’nin ise Sur-u Sultani’nin dışında bir yerde olduğu, muhtemelen Yeşil Ev’in (Turing Misafirevi) altındaki kalıntıların veya Soğukçeşme Sokak’taki sarnıcın hastaneye ait olabileceği düşünülmüştür.

Sampson Hastanesi / Piskoposluk SarayıYapılan kazı çalışmasında binanın yapı parçalarının 4. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar değişiklik gösterdiği tespit edilmiştir. Bu da yapının 15. yüzyıla kadar farklı amaçlarla da olsa kullanıldığını göstermektedir. İstanbul’un fethinden sonra inşa edilen Topkapı Sarayı bu yapıyı kullanmamıştır. Hatta Sur-u Sultani kalıntıların tam ortasından geçirilmiştir. Muhtemelen Sur-u Sultani’nin inşası sırasında alan toprakla doldurulmuştur çünkü tarihi gravürlerde bu alan düz olarak görülmektedir. Daha sonraki dönemlerde ise bu alan bir süre odun ambarı olarak kullanılmıştır, nitekim yapılan kazılarda, üst katmanlarda odun tartılan dev kantarların ağırlıkları bulunmuştur. Yine Osmanlı dönemine ait katmanlarda teneşir benzeri izler bulunmuştur ki bu da Topkapı Sarayı’nın 2 gasilhanesinden birinin muhtemelen burada olduğunu göstermektedir. Daha derin katmanlara inildikçe Doğu Sampson Hastanesi / Piskoposluk SarayıRoma’ya ait pek çok taş eseri ve keramiğe rastlanılmıştır. Aslan şeklinde çörteni olan bir çeşme parçası bulunmuştur ki; Doğu Roma’dan önceki döneme, Roma İmparatorluğu’na ait olduğu düşünülmektedir. Ayrıca bir miktar da döşeme mozaiği çıkarılmıştır. Fakat daha da ilginç olanı bulunan çakmak taşı parçalarıdır. Tarih öncesi dönemlere ait aletlerde kullanılan çakmak taşlarının ya o dönem aletlerinde de kullanıldığı ya da geç ortaçağda süs olarak, kakma işi için kullanıldığı sanılmaktadır ancak bu buluntular konusunda kesin bir bilgiye henüz ulaşılamamıştır. Çıkarılan en eski buluntular ise Antik Yunan dönemine ait sütun gövdesi ve tunç çağına ait bir takım malzemelerdir. Kalıntıların bulunduğu alanın Byzantium döneminde akropol olduğu göz önüne alınırsa daha alt katmanlardan Byzantium ve Helenistik döneme ait pek çok kalıntının daha çıkması olasıdır. Byzantium akropolünde birçok tapınağın bulunduğu bilinmektedir. Roma Sampson Hastanesi / Piskoposluk Sarayıİmparatorluğu’nun başkenti olmasından önce İstanbul şehrinin koruyucu tanrısı Artemis idi ve akropolde Artemis adına bir tapınak bulunmaktaydı. Pagan döneminde, nişanlanan genç kızlar bellerine kırmızı bir şerit takıp bu tapınağa gelirlerdi ve burada bellerindeki kuşağı gevşetirlerdi, böylece ağrısız bir doğum yapabileceklerine inanırlardı. Bu gelenek sebebiyle Artemis Tapınağı, Kemer Gevşeten Tapınağı olarak da adlandırılmıştır. Bu tapınağın bugün Aya İrini ve Piskoposluk Sarayı olduğu düşünülen bu yapının bulunduğu alanın altında olma ihtimali vardır. Ayrıca Byzantium’dan önce Thrako Frig kavimlerinin İstanbul’a geldikleri bilinmektedir. Yenikapı’da yapılan kazılarda da bu kabilelerin Byzantium’dan çok daha önceleri bu coğrafyada bulundukları kanıtlanmıştır. Frig kabileleri ile birlikte Kibele Kültü’nün de şehre gelmiş ve sonradan Artemis Tapınağı yapılacak olan alanı Artemis’in öncülü “Mater Kibele” (Dağın Annesi) ile alakalı bir yer olarak kullanmış olma ihtimalleri de düşünülmektedir.

Yapı kalıntıları ister Sampson Hastanesi’ne ister Piskoposluk Sarayı’na ait olsun, binanın Doğu Roma sivil mimarisinin değerli örneklerinden biri olduğu ve konumu itibariyle önemli bir işlev yüklendiği anlaşılmaktadır. Bugün yapının sadece temelleri durmaktadır. Ayrıca kolonlu bir avlu ve kolonlar üzerindeki haç işlemeleri de seçilebilmektedir.