Item image

LAUSOS SARAYI

Lausos Sarayıİmparator II. Theodosius’un mabeyincisi Lausos tarafından 415-420 yılları arasında inşa ettirilen saraydır. Bugün İbrahim Paşa Sarayı, Eski İstanbul Adliyesi ve Firuz Ağa Camii arasında kalan, Mehmet Akif Ersoy Parkı olarak adlandırılan alanda bulunur. Günümüze kadar ayakta kalamamış olan yapının bazı duvar kalıntılarına park içerisinde rastlamak mümkündür. Park içerisindeki kalıntıların bir kısmı Lausos Sarayı’na ait olmakla birlikte daha güneyde olan kalıntılar yine 5. yüzyılda, II. Theodosius’un baş mabeyincisi Antiochos tarafından inşa ettirilen saraya aittir. Tesadüf o ki; Osmanlı döneminde hanedan dışında saray sahibi tek kişi olan İbrahim Paşa gibi ondan çok önce yaşamış olan Doğu Roma’nın hanedan dışı soyluları da saraylarını aynı alana inşa ettirmişlerdir.

Lausos ve Antiochos Saraylarının Planı

Lausos Sarayı ve bitişiğindeki Antiochos Sarayı erken dönem Doğu Roma saray mimarisi hakkında önemli bilgiler vermektedir. Sarayın girişi bugünkü Sultanahmet Meydanına bakan tarafta bulunur ve 20 metre çapında bir kubbe ile örtülen, 8 adet apsite/nişe sahip yuvarlak biçimli bir kabul salonuna açılırdı. Salonunun zemininin çok güzel bir mozaik pano ile kaplı olduğu bilinmektedir. Kabul salonundan ise 52 metre uzunluğunda ve 12.4 metre genişliğinde dar ve uzun bir mekana geçiş yapılırdı. 5. yüzyılda imparatorluk mülküne çevrilen sarayın dar ve uzun mekanına üçü bir tarafta diğer üçü karşı tarafta olmak üzere 6 adet apsit eklenmiştir. Bugün park içerisinde bulunan kalıntılar her ne kadar sarayın temellerine ait izlenimi verse de aslında sarayın ikinci kat duvarlarına aittir. Nuruosmaniye Camii’nin hafriyatından çıkan toprak bu alana dökülünce zemin seviyesi yükselmiş ve sarayın birinci katı toprak altında kalmıştır.

Lausos SarayıZengin ve bir çok emlaka sahip olmasına karşın fakirlere karşı da şefkatli olmasıyla tanınan Lausos’un kendisinden yaklaşık bin yıl sonra yaşamış olan Kanuni Sultan Süleyman’ın kudretli sadrazamı İbrahim Paşa ile olan benzerliği sadece saraylarını aynı alana inşa ettirmekten ötedir. İbrahim Paşa’nın Mohaç seferinden sonra Budin’den çeşitli heykeller getirterek sarayının bahçesine diktirdiği bilinmektedir. Bu heykellere halk tarafından dini sebeplerle büyük tepkiler verilmişti. Aynı şekilde Lausos da savaşlar neticesinde yağmalanan veya boşaltılan doğu tapınaklarından getirttiği paganist döneme ait mitolojik heykellerden oluşan bir koleksiyona sahipti. O dönem İstanbul’unun en geniş ve en çeşitlilik sahibi bu heykel koleksiyonunu sarayının içinde sergilerdi. Paganist döneme ait olan bu heykeller de tutucu Hıristiyan halkın tepkisine sebep olmuştu. Anlaşılan aynı İbrahim Paşa gibi Lausos’da imparatorun desteğini yanında bulmuş olacak ki, tüm tepkilere rağmen heykellerin sergilenmesine izin verilmiştir. Koleksiyonun en değerli Lausos Sarayıparçaları, 500 yılında heykeltıraş Fidias tarafından yapılan “Olimpiyalı Zeus” ve heykeltıraş Praksiteles tarafından yapılan “Cniduslu Afrodit” heykelleridir. Lausos’un bunlardan başka “Samoslu Hera”, “Lindoslu Athena”, “Eros” ve “Kairos” heykellerine de sahip olduğu bilinmektedir. Ayrıca Lausos’un bu heykelleri belli bir düzen içerisinde sergilediği de bilinmektedir. Sarayın dar ve uzun mekanında, bir taraftaki duvarda tanrı heykelleri, diğer taraftaki duvarda ise hayvan heykelleri sergilenirdi. Binanın sonunda ise yarım bir kubbe altında Zeus, Eros ve Kairos’un heykelleri bulunurdu.

Saray Lausos’un ölümünden sonra yok olmuştur. Doğu Romalı vakanüvisler Yannis Zonaras ve George Cedrenus sarayın 475 yılında çıkan bir yangında içindeki heykellerle birlikte yok olduğunu yazar. Zonaras’ın kayıtlarında yangınla ilgili bölüm şu şekildedir: “Yangın Lausos’un güzel sarayını içindeki Samoslu Hera, Lindoslu Athena ve Lausos SarayıCniduslu Afrodit heykelleri, sanatın ünlü başyapıtları ile beraber yok etmiştir.” Cedrenus’un kayıtlarındaki bölüm ise şöyledir: “Şehirdeki yangın felaketi en dört başı mahmur parçaları yok etmiştir… Yangın ayrıca Mese Caddesi’nin iki yanındaki revakları ve Lausos’un muhteşem takdimini de yok etmiştir. Oraya yerleştirilen ve en ünlüsü Cniduslu Afrodit olan bir çok eski heykel… Yangın adlandırıldığı gibi Forum Konstantin’e kadar genişlemiştir.” Saraydan kalanların bir bölümü de 7. yüzyılda hemen bitişiğindeki Antiochos Sarayı’nın Aya Eufemia Kilisesi’ne çevrilmesi sırasında yıkılmıştır. Sarayın kabul salonu ve uzun dar mekanı ise sarnıç olarak kullanılmaya başlanmış ve sarnıç vazifesine Osmanlı döneminde de devam etmiştir.

Binanın en dibinde; Zeus, Eros ve Kairos heykellerinin sergilendiği yer

Binanın en dibinde; Zeus, Eros ve Kairos heykellerinin sergilendiği yer

Lausos Sarayı ve Antiochos Sarayı’nın kalıntılarına Eski İstanbul Adliyesi’nin inşası için 1939-1942 yılları arasında yapılan kazı ve yıkım işleri sırasında ulaşılmıştır. Aynı kazılarda Hipodrom’a ait bir merdiven ile seyirci oturma sıralarından bazı parçalara da rastlanılmıştır. Bu temel kazıları sırasında iki komşu sarayın kalıntılarına ve çıkan eserlere çok büyük zararlar verilmiş ancak birkaç parça korunabilmiştir. 1958 yılında yapılan arkeolojik kazıda saraylara ait başka kalıntılara da ulaşılmış, taşınabilir parçalar sergilenmek üzere Arkeoloji Müzesi’ne taşınmıştır. Sarayın yuvarlak biçimli kabul salonu üzerinde bugün Fatih Belediye’sinin kurmuş olduğu bir sahne ve izleyici sıraları yer almaktadır.