Item image

DİKİLİTAŞ

Dikilitaş ve Sultanahmet Camiiİmparator I. Konstantin (I. Constantinus)’in İstanbul’u imparatorluğun başkenti ilan etmesinin ardından inşa ettirdiği Hipodrom, bugün Sultanahmet Meydanı olarak andığımız alanda bulunmaktaydı. Meydanda gördüğümüz dikilitaş ve sütunlar da Hipodrom’un ortasında ayırma seti olarak bulunan “spina” denilen bölümün üzerinde bulunan anıtlardan geriye kalanlardır. Spinanın üzerine süs amacıyla konulmuş bir çok eserin daha olduğu bilinse de günümüze sadece Dikilitaş, Örme Sütun ve Yılanlı Sütun gelebilmiştir.

Kuzeyden bakıldığında spinada yer alan ilk anıt olan Dikilitaş Mısır’da 18. Sülale hükümdarlarından Firavun III. Thutmosis (M.Ö.1549-1503) tarafından Suriye seferlerinden birinde Fırat Nehri’nin kuzeyine geçilerek Mezopotamya’nın fethedilmesi anısına saltanatının otuzuncu yılında, M.Ö. 15. yüzyılda yaptırılarak -bugün Paris’in Concorde Meydanı’nda bulunan bir eşiyle birlikte- Yukarı Mısır’da Karnak’taki Amon-Ra Tapınağı’nın önüne dikilmiştir. I. Konstantin İstanbul’u eşsiz bir başkent yapmak amacıyla dünyanın dört bir yanındaki görkemli eserleri İstanbul’da toplama çabasına girişince Mısır’a da “taşı göndermeniz uygun olur” diye biten bir mektup yazarak Dikilitaş’ı istemiş ancak Mısır bu görkemli anıtı vermeye yanaşmamıştır. I. Konstantin’in yerine tahta geçen oğlu II. Konstantin (337-361) tahta çıkışının 20. yılı anısına bir anıt dikmek isteyince, bu sefer kesin bir emirle taşı olduğu yerden söktürterek İstanbul’a doğru yola çıkartmıştır. II. Konstantin’in ansızın gerçekleşen ölümü üzerine Dikilitaş da gemiye yüklenmek üzere getirildiği İskenderiye şehrinin sahilinde yerde yatar vaziyette kalmıştır, ta ki yaklaşık 30 sene sonra İmparator I. Theodosius’un (379-395) Dikilitaş’ı tekrar hatırlayarak İstanbul’a getirilmesini emredene kadar. Taşıma için özel olarak inşa edilen geminin omurgası üzerine yatay
Dikilitaşolarak, su seviyesinin altında kalacak şekilde yerleştirilen Dikilitaş bu şekilde İstanbul’a kadar getirilmiştir. Böylece İstanbul, Londra ve Paris’ten yaklaşık 1500 yıl önce bir Mısır dikilitaşına (obeliksine) sahip olmuştur. Üstelik bu dikilitaş dünya üzerinde dikili halde bulunan en büyük Mısır obeliksidir.

Marmara sahilinden Hiporom’un bulunduğu bugünkü Sultanahmet Meydanı’na demir bir yol üzerinden çekilerek çıkartılan Dikilitaş, boyu 3’te 1 oranında kısaltılmış olmasına rağmen bir süre yerine dikilememiş ve Hipodrom’un bir köşesinde bekletilmiştir. 390 yılında, İstanbul valisi Proclus’un idaresinde yattığı yerden kaldırılarak bugün bulunduğu yere, yani o zamanlar Hipodrom’un ortasındaki spinaya büyük çabalarla 30 veya 32 günde dikilebilmiştir. Dikilitaş’ın bugünkü yüksekliği 19,59 metre ağırlığı ise yaklaşık 200 tondur. Ancak orijinal boyunun 30 metre olduğu tahmin edilmektedir. Taşın kesilmiş olduğu üzerindeki yarım kalan hiyerogliflerden anlaşıldığı gibi, Mısır’daki bir tapınağın duvarındaki, anıtın tam halini gösteren bir kabartmadan da anlaşılmaktadır. Taşın İskenderiye’de gemiye yüklenirken mi yoksa İstanbul’da dikilirken mi kesilmiş olduğu bilinmemektedir.

İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin atası sayılan Müze-i Hümayun’da Osman Hamdi Bey’den önce müdürlük yapmış olan Alman bilgin Dr. Phillip Anton Dethier’e göre ise Dikilitaş ancak 400 yılında İmparator Arcadius döneminde ve Arius mezhebinden olan Gotların reisi Gainas’ın idaresinde dikilebilmiştir. Ortadoksların Ariusçulara karşı ayaklanmasıyla Gainas’ın kellesi kesilmiş ve Ariusçu beş bin Got kiliseleriyle birlikte yakılmıştır. Bu olay üzerine Gainas’ın adı kaideden silinerek yerine Proclus’un adı yazılmıştır.

Grekçe (üstte) ve Latince (altta) kitabelerKırmızı Asvan granitinden yekpare olarak kesilen Dikilitaş I. Theodosius tarafından hazırlatılan mermer kaidenin üzerinde bulunan 47 santim yüksekliğindeki dört adet tunç ayağın üzerine oturtulmuştur. Üst ucu dört cepheli bir piramit şeklinde sivriltilen dikilitaşın tepesinde dünyayı temsilen tunçtan bir küre bulunurdu. Ancak bu küre 865 yılındaki depremde yerinden düşmüş, günümüze gelinceye kadar da kaybolmuştur. Dikilitaş’ın dört cephesinde bulunan hiyeroglifler ancak 1832 yılında okunabilmiştir. Üzerinde yazılanlar şöyledir; Batı cephesi: “18. sülaleden Yukari ve Asagi Mısır’ın sahibi 3. Thutmosis, Tanrı Amon’a kurbanını sunduktan sonra Horus’un yardımıyla bütün denizleri ve nehirleri hükmü altına alarak hükümdarlığının otuzuncu yılı bayramında bu sütunu daha nice zamanların getireceği bayramlar için yaptırdı ve dikti.” Kuzey cephesi: “Gizli ve kutsal ismin her tecellisine mazhar olan tanrı Amon’a kurbanını büyük bir acz içinde sunduktan sonra, ondan yardımlar dilenerek güneyin dostu, dinin Taşın dikilişini gösteren rölyefnuru iki tacın (Aşağı ve Yukarı Mısır) sahibi, kudretli hükümdar ülkesinin sınırlarını Mezopotamya’ya kadar götürmeye azmetti.” Doğu cephesi: “Güneşin doğduğu sırada sahip olduğu altın renkleri dünyaya yayan Horus’un verdiği kuvveti, serveti, kuvvetli sevgi, saygıyı taşıyan ve Aşağı ve Yukarı Mısır’ın tacına sahip olan ve bizzat Güneş tarafından seçilmiş olan firavun, bu eseri babası Ra için yaptırdı.” Güney cephesi: “Tanrı Horus’un lütfuna mazhar olan ve Güneş’in oğlu unvanını taşıyan Aşağı ve Yukarı Mısır’ın hükümdarı olan firavun, kudret ve adaletle bütün ufuklara nur saçtı. Ordusunun önüne geçti. Akdeniz’de dolaştı, bütün dünyayı mağlup etti. Sınırlarını Naharin’e kadar yaydı. Mezopotamya’ya azimle gitti, büyük savaşlar yaptı.

İmparator Thedosius'a biat eden düşmanlar Evliya Çelebi'nin anlatımında halktan rüşvet isteyen yöneticilere dönüşmüştür

İmparator Theodosius’a biat eden düşmanlar Evliya Çelebi’nin anlatımında halktan rüşvet isteyen yöneticilere dönüşmüştür

I.Theodosius tarafından üst üste iki blok şeklinde yaptırılan Dikilitaş kaidesinin alt bloğu üzerinde biri resmi dil Latince diğeri halkın konuştuğu dil Grekçe olmak üzere iki kitabe bulunmaktadır. Kaidenin Sultanahmet Camii’ne bakan yüzündeki Latince kitabe Dikilitaş’ın ağzından yazılmış olup şunları demektedir: “Önceleri direnmiştim; fakat yüce efendimizin emirlerine itaat ederek, yenilen tiranlar üzerinde zafer çelengini taşımam gerekti. Her şey Theodosius ve onun kesintisiz sülalesine boyun eğiyor. Bana da galip geldiler ve reis Proclus’un idaresi altında otuz günde yükselmeye mecbur oldum.” Kaidenin Tapu ve Kadastro Binası’na bakan yüzündeki daha kısa olan Grekçe kitabe de ise şunlar yazılıdır: “Devamlı bir surette yerde duran bu taşı dikme cesaretini İm­parator Theodosius gösterdi ve yardımına da Proclus çağırıldı ve bu şekilde 32 günde yerine dikildi.” Yine kaidenin alt bloğunun bir yüzündeki rölyefde Hipodrom’da gerçekleştirilen at arabası yarışları resmedilmişken diğer yüzündekinde ise taşın dikilişi tasvir edilmiştir. Kaidenin üst bloğunun dört yüzünde de İmparator Theodosius’u gösteren rölyefler bulunmaktadır. İmparatoru karısı ve oğulları Arkadius ve Honorius ile birlikte kathisma (imparator locası)’da gösteren bu rölyeflerde; batı yüzünde mağlup ettiği düşmanları ona biat ederken; kuzey yüzünde hemen alt blokta tasvir edilen taşın dikilişini denetlerken; doğu yüzünde yarış kazananlara taç giydirirken; güney yüzünde ise hemen alt bloktaki at arabası yarışlarını izlerken resmedilmiştir. Deither’e göre ise diğer yüzlerde Theodosius resmedilirken kuzey yüzünde taşın dikilişini denetlerken resmedilen İmparator Arcadius ve eşi Aelia Eudoksia’dır. İmparator locasında onlarla birlikte resmedilen kişilerden birinin ise Got reisi Gainas olması muhtemeldir.

Kanuni Sultan Süleyman’ın üç oğlu Selim, Mustafa ve Mehmet için 1530'da yaptırdığı sünnet düğünü. Kanuni, İbrahim Paşa Sarayı'nın balkonundan cambazları izliyor. (Nakkaş Osman, Hünername, 1582)

Kanuni Sultan Süleyman’ın üç oğlu Selim, Mustafa ve Mehmet için 1530’da yaptırdığı sünnet düğünü. Kanuni, İbrahim Paşa Sarayı’nın balkonundan cambazları izliyor. (Nakkaş Osman, Hünername, 1582)

Anıtın üzerindeki hiyeroglifleri okuyamamış olan Romalılar bunun da etkisiyle olacak Dikilitaş’a mistik güçler atfetmiş, tılsımlı olduğuna inanmışlardır. Roma Dönemi’nde İstanbul’da bulunan bir çok sütunun tılsımlı olduğuna ve bu sütunlardan her birinin şehri savaş, doğal afet, hastalık gibi değişik felaketlerden koruduğuna inanılırdı. Bu batıl inançlar Osmanlı döneminde de devam etmiştir. Evliya Çelebi, Seyahatname’sinin “İstanbul’un içinde ve dışında olan acayip ve garip tılsımları bildirir” başlıklı bölümünde İstanbul’u koruduğuna inanılan 17 sütunu ve bunların tılsımlarını anlatmıştır. Dikilitaş hakkında “On altıncı tılsım, yine Atmeydanı’nda tek parça, dört köşe, kırmızı, bukalemun renkli bir taştır ki Madyan oğlu Yanko zamanında büyük bir üstad tarafından yapılmıştır.” diyen Evliya Çelebi ardından hiyeroglifleri ve kaidenin üzerindeki rölyefleri yorumlamaya başlar. Çelebi’ye göre çeşit çeşit hayvan ve yaratık resmi barındıran hiyeroglifler İstanbul’un ve padişahın geleceğinden haber vermesi için bir kâhin tarafından çizilmiştir. Rölyefleri yorumlayan Çelebi bir devletin gelip İstanbul’a hükmedeceğinin işaret edildiğini söyler, anlaşılan Çelebi’ye göre Osmanlı’nın İstanbul’u fethi ile bu kehanet gerçekleşmiştir. Kehanet böyle olunca Çelebi’nin yorumlarında imparatorluk ailesi sarıklı, bostancı külahlı ve yeniçeri börklü adamlara; imparatora biat eden düşmanlar da halktan rüşvet isteyen idarecilere dönüşür. Çelebi, Osmanlı’nın İstanbul’u fethederek kehaneti gerçekleştirecek kadar güçlü ve kudretli bir devlet olduğuna inansa da, “rüşvet isteyen idareciler” yorumu ile devletin 17. yüzyıldaki  önemli sorunlarından olan ve Seyahatnamesinin bir çok bölümünde de dert yandığı rüşvet belasını burada bir kere daha vurgular. Evliya Çelebi şüphesiz ki Dikilitaş’ı tarihsel olarak değerlendirme yetisinden ve bilgisinden yoksun değildir. Ancak tılsımlı olduğuna ve gelecekten haber verdiğine inanılan bir taştan bahsedilecekse Çelebi de kurgusunu bunun üzerine kuracak ve Çelebi’nin mübalağalı anlatımında bu şekilde, biraz da iğneleyici bir yorumla yer alabilecektir. Rüşvet yorumu ile aslında idari ve dini otoritelere zekice bir eleştiri getiren Çelebi’nin, özellikle tılsımın halen devam edip etmediğini söylemekten kaçınarak “arif olan anlar” dediği varsayılabilir.

DikilitaşOsmanlı dönemine gelinceye kadar Hipodrom’un yok olmasıyla Yılanlı Sütun ve Örme Sütun ile birlikte Atmeydanı’nın ortasında kalan Dikilitaş hokkabaz ve cambazların sahnesine dönüşmüştür. Meydanda düzenlenen büyük şenliklerde cambazlar taşın üzerine tırmanarak veya Örme Sütun ile Dikilitaş arasında gerilen ip üzerinde yürüyerek akrobatik maharetlerini sergilemişlerdir. Sultanahmet Camii’nin inşası ile zemin seviyesinin yükselmesi sebebiyle Dikilitaş’ın kaide kısmı toprak altında kalmıştır. 1856 yılında British Museum arkeologlarından Charles Newton tarafından, meydanda bulunan diğer eserler, Yılanlı Sütun ve Örme Sütun ile birlikte Dikilitaş’ın da çevresi kazılarak kaidesi ortaya çıkarılmış ve etrafı bugünkü korkuluklarla çevrilmiştir. 20. yüzyılın ilk yarısında da anıtın yosun tutan cepheleri temizlenmiş ve restorasyondan geçirilmiştir.