Item image

ANTIOCHOS SARAYI / EUFEMİA MARTİRİONU

Antiochos Sarayıİmparator II. Theodosius’un baş mabeyincisi (praepositus sacri cubiculi), eğitmeni ve saray nazırı (cubicularius), soyluluğunu belirten “Patricius” ünvanına sahip, Pers kökenli Antiochos tarafından 414-433 yılları arasında inşa ettirilen saraydır. Bugün İbrahim Paşa Sarayı, Eski İstanbul Adliyesi ve Firuz Ağa Camii arasında kalan, Mehmet Akif Ersoy Parkı olarak adlandırılan alanda bulunur. Günümüze kadar ayakta kalamamış olan yapının bazı duvar kalıntılarına park ve Eski Adliye Binası’nın bahçesi içerisinde rastlamak mümkündür. Park içerisindeki kalıntıların bir kısmı Antiochos Sarayı’na ait olmakla birlikte daha kuzeyde olan kalıntılar yine 5. yüzyılda, II. Theodosius’un mabeyincisi Lausos tarafından inşa ettirilen saraya aittir. Tesadüf o ki; Osmanlı döneminde hanedan dışında saray sahibi tek kişi olan İbrahim Paşa gibi ondan yaklaşık bin yıl önce yaşamış olan Doğu Roma’nın hanedan dışı soyluları da saraylarını aynı alana inşa ettirmişlerdir.

Antiochos baskıcı tavırları ve genç yaştaki İmparator II. Theodosius üzerindeki etkisiyle bilinir. Bu sebeple imparatorun kız kardeşi Pulcheria tarafından makamından düşürülerek düşük bir memuriyete getirilmiştir. İlk başta sarayında yaşamasına izin verilse de daha sonradan sarayı da dahil tüm malvarlığına imparator tarafından el konulmuştur.

Antiochos SarayıSaray 7. yüzyılda martiriona (mezar şapeli) dönüştürülerek Azize Eufemia’ya atfedilmiştir. Azize Eufemia, Hıristiyanlığı kabul ederek bir pagan ayinine katılmayı reddettiği için o dönem halen pagan olan Romalılar tarafından 16 Eylül 303 günü ağır işkencelerle öldürülmüş bir kadındı. Öldürüldükten sonra naaşı Hıristiyanlar tarafından Kalkedon (Kadıköy)’da yaptırılan bir kiliseye defnedilmiş, ancak 626 yılında Kalkedon’u işgal eden Perslilerin bu kiliseyi yağmalaması üzerine kemikleri alınarak bugünkü Koşuyolu’nda bulunan fakat günümüze ulaşamamış olan bir Hipodrom’un kilisesine nakledilmiştir. 7. yüzyılda çıkan bir yangında bu Hipodrom ve kilisesi yanınca Azize Eufemia’nın kemikleri buradan alınıp imparatorluğun kalbine taşınmış ve Antiochos Sarayı bir martirion/kiliseye çevrilerek buraya konulmuştur. Saraydan bozma bu yeni kiliseye de, artık Hıristiyanlığa geçmiş olan Doğu Romalılar tarafından çok saygı duyulan azizenin ismi verilerek Aya Eufemia Kilisesi denilmiştir.

Azize Eufemia hakkında anlatılan bir efsaneye göre; 325 yılında toplanan İznik (Nicaenum) Konsülü’nde Kilise ve Tanrı ile İsa arasındaki baba-oğul ilişkisini reddeden Libya kökenli Arius isimli din adamının destekçileri karşı karşıya gelince Hıristiyanlık içinde büyük bir fikri ayrılık ortaya çıkmıştır, meselenin çözümü içinse o dönem ölmüş olan Azize Eufemia’nın naaşından medet umulmuştur. Kilise’nin resmi görüşü ve Ariusçuların sapkınlık olarak görülen görüşleri birer kağıda yazılarak Azize Eufemia’nın lahtinin içine bırakılmış. Bir hafta sonra lahit tekrar açıldığında resmi görüşlerin yazılı olduğu kağıdın azizenin kalbinin üzerinde, Ariusçu görüşlerin yazılı olduğu kağıdın ise azizenin ayaklarının dibinde olduğu görülmüş, böylece Ariusçu görüşlerin yanlışlığı yapılan “deney” ile de ortaya konulmuştur.

Antiochos ve Lausos Saraylarının Planı

Antiochos ve Lausos Saraylarının Planı

Antiochos Sarayı ve bitişiğindeki Lausos Sarayı erken dönem Doğu Roma saray mimarisi hakkında önemli bilgiler vermektedir. Sonraları kiliseye çevrilen Antiochos Sarayı kilise mimarisinde saray mimarisinin etkilerini gösteren ilk eser olması sıfatıyla da mimarlık tarihi açısından büyük önem taşımaktadır. Sarayın ana yapısının önünde 60 metre çapında yarım daire biçimli, mermer zeminli ve sütunlu geniş bir avlu mevcuttu. Ana yapı, üstü 20 metre çapında bir kubbe ile örtülü ortasında mermer bir havuz bulunan, her biri 7.65 metre genişliğinde 4.65 metre derinliğinde 5 adet derin apsite/nişe sahip altıgen biçimli bir yapı ve apsitlerin içinde bulunan kapılardan girilen, apsitlerin arasındaki 4 dairesel odadan ibaretti.  İlk başta muhtemelen yemek salonu olarak hizmet veren altıgen şeklindeki salon, yapının daha sonradan Eufemia Kilisesi’ne çevrilen kısmıdır. Bu kısmın küçük bir bölümü hala ayakta olup üzerinde 13. yüzyılın sonlarına ait olan freskler görülebilmektedir. Kilisenin batıdaki giriş bölümünün ilk nişindeki kapıların çerçevesinde iki katlı 14 çerçeve içerisinde bulunan fresklerde Azize Eufemia’nın doğumu, yakılması, gömülmesi gibi bazı sahneler resmedilmiştir. Diğer duvarlarda bulunan başka fresklerde ise Meryem ile İsa, kilisenin kurucusu ve Kırk Şehitler Olayı olarak anılan, Roma ordusundaki 40 askerin cezalandırılacaklarını bildikleri halde Hıristiyanlık inancına sadık kalmaları yüzünden 320 yılında Sabeste (Sivas) şehrinde işkencelerle öldürülmesi tasvir edilmiştir. Kırk Şehitler Olayı’nı tasvir eden İstanbul’daki tek örnek bu fresklerdir. Ortaçağ sonlarına ait bir resim üsluba sahip freskler, Khora (Kariye) ve Pammakaristos (Fethiye) Manastırlarının kilise ve mezar şapellerindeki çağdaşı olan fresklerle birlikte sanat tarihi açısından nadide ve çok büyük değer taşıyan eserlerdir. Doğu Roma’dan kalma, azizlerin hayatlarını anlatan betimleyici resimler çok azdır. Doğu Roma kaynaklarında geçen yüz ellinin üzerindeki azizden sadece 18’inin hayatını işleyen anıtsal resimler günümüze ulaşmıştır. Bunlar içerisindeki tek kadın ise Azize Eufemia’dır. İstanbul’daki kalıntının üzerindeki bu fresklerden başka Eufemia’nın hayatını işleyen başka bir anıtsal resim bulunmamaktadır, bu özelliğiyle dünyada tektir.

Antiochos Sarayı7. yüzyılda kiliseye çevrilirken büyük değişiklikler ve eklentiler yapılan yapı 8. yüzyıldaki ikonoklazm sırasında silah ve gübre deposu gibi din dışı amaçlarla kullanılmıştır. Hatta söylencelere göre İmparator III. Leo İsauryalı (717–741) ya da oğlu V. Konstantin (741–775) Azize Eufemia’ya ait kemiklerin denize atılmalarını emretmiş, ancak bir hikayeye göre kemikler iki dindar kardeş tarafından Limni Adası’na kaçırılarak kurtarılmış, bir başka hikayeye göre ise denize atılan tabutu ve içindeki kemikleri Limni Adası’ndaki balıkçılar bulmuştur. 796 yılında da azizenin kemikleri İmparatoriçe İrene (797–802) tarafından geri getirilmiştir. Azize Eufemia’ya ait olduğuna inanılan bu kemikler bugün Fener Rum Patrikhanesi’ne ait Hagios Georgios Kilisesi’nde Rusya’da yapılıp armağan olarak gönderilen bir tabutun içinde saklanmaktadır.

Yapı, Osmanlı döneminde baruthane olarak kullanılmıştır. 1490 yılında üzerine bir yıldırım düşünce patlayan barutun etkisiyle büyük bir bölümü havaya uçmuştur. 1522 yılında kalıntılarının bir kısmı üzerine İbrahim Paşa Sarayı inşa edilmiştir. 18. yüzyılda Nuruosmaniye Camii’nin hafriyat toprağı bu alana dökülünce yapının kalıntıları toprak altında kalmıştır. Antiochos ve Lausos Saraylarının kalıntılarına Eski İstanbul Adliyesi’nin inşası için 1939-1942 yılları arasında yapılan kazı ve yıkım işleri sırasında ulaşılmıştır. İlk olarak 1939 yılında freskleri barındıran yapı parçası bulunmuş, ardından 1942 yılında Alfons Maria Schneider tarafından yapılan kazıda yapının altıgen salonu çıkarılmıştır. 1951–1952 yıllarında R. Duyuran tarafından yapılan kazıda bir sütun altında bulunan kitabede “Antiochos Praepositus” ibaresine rastlanılınca yapının kimliği belirlenmiştir. J. Bardill tarafından da kullanılan tuğlalardaki mühürler dikkate alınarak yapının inşa yılı tespit edilmiştir. Aynı kazılarda Hipodrom’a ait bir merdiven ile seyirci oturma sıralarından bazı parçalara da rastlanılmıştır. Bu temel kazıları sırasında iki komşu sarayın kalıntılarına ve çıkan eserlere çok büyük zararlar verilmiş ancak birkaç parça korunabilmiştir. 1958 yılında yapılan arkeolojik kazıda saraylara ait başka kalıntılara da ulaşılmış, taşınabilir parçalar sergilenmek üzere Arkeoloji Müzesi’ne taşınmıştır. Yapıdan kalan freskler 2007 ve 2008 yıllarında yapılan çalışmalarla temizlenip cam bir muhafaza ile kaplanmıştır. Eski Adliye Binası’nın otoparkı içerisinde kalan, üzerinde freskleri barındıran yapı parçası ise üzerine kurulan bir baraka ile koruma altına alınmaya çalışılmıştır.