Item image

ALMAN ÇEŞMESİ

Alman ÇeşmesiAlman Çeşmesi, Sultanahmet Meydanı’nın kuzey ucunda bulunan ve çevresindeki diğer tarihi eserlere göre oldukça yeni ve farklı bir stile sahip olan çeşmedir. Alman İmparatoru Kayser II. Wilhelm’in 19 Kasım 1898 tarihindeki İstanbul’u ikinci ziyaretinin hatırası olarak Osmanlı Sultanı II. Abdülhamit’e hediye edilmiştir. Tabi ki bu hediye karşılıksız kalmamış, II. Wilhelm bu ziyaretinde İstanbul-Bağdat Demiryolu inşasının Alman firmalara verilmesi sözünü almıştır. 1889 yılındaki ilk ziyaretinden ise Osmanlı ordusunun Alman tüfekleri satın alması sözüyle dönmüştü.

Çeşmenin planlarını Kayser’in özel danışmanı olan Mimar Mark Spitta çizmiş, yapımını Mimar Schoele üstlenmiştir. Ayrıca Alman Mimar Carlitzik ve İtalyan Mimar Joseph Antony de bu projede çalışmışlardır. Alman ÇeşmesiÇeşmenin tüm parçaları Almanya’da hazırlanmış ve parçalar halinde İstanbul’a getirildikten sonra Alman heyeti tarafından önce At Meydanı’nı ağaçlandırma çalışmaları yapılmış ardından da çeşme bugün bulunduğu yerde birleştirilmiştir. Çevre düzenlemesinden çeşmenin kanalizasyon giderine kadar yapılan tüm işlerin masrafları II. Wilhelm tarafından karşılanmıştır. Çeşmenin, Sultan II. Abdülhamit’in 1 Eylül 1900 tarihindeki 25. cülüs töreninde açılması planlanmış ancak bu tarihe yetiştirilemeyince çeşme, II. Wilhelm’in doğum günü olan 27 Ocak 1901 günü görkemli bir törenle açılmıştır.

Alman Çeşmesi18. yüzyıldan itibaren Osmanlı şehirlerinde görkemli, süslü meydan çeşmelerine rastlasak da Bizantino-morik / Neo-Bizans mimarideki bu çeşme, Türk cami şadırvanları örnek alınarak tasarlanmış olmasına rağmen kendinden önce inşa edilen hiç bir Osmanlı çeşmesine benzememektedir. Aynı şekilde üstü açık, heykelli Avrupa çeşmelerinden de oldukça farklıdır. Yine de çeşmenin genel konsepti bir tür Alman neo-rönesansı olan rundbogenstil çizgisindedir. Çeşmenin sekizgen mermer kaidesinin, merdiven olan güney yüzü hariç diğer her bir yüzünde oymalarla süslenmiş döküm musluklar ve bunların geniş mermer yalakları bulunur. Musluklar, muslukların takılı olduğu levhalar, kubbe çemberi, sütun kaideleri ve başlıkları Alman üslubunda kabartma nakışlı tunçtan yapılmıştır. Güney tarafından sekiz basamaklı merdivenle çıkılan bir platform, sütunların ortasında kalan mermer su haznesinin etrafını dolaşır. Platformun içinde yedi tane sabit mermer kanepe bulunmaktadır, zemininde ise mozaik süslemeler mevcuttur. Bu mermer kanepeler zamanının İstanbul serserileri arasında “Lüks Otel” ve “Alman Palas” adları ile meşhur olmuş, bu yüzden zemin mozaikleri de zarar görmüştür.

Alman ÇeşmesiSon derece iyi bir işçilikle kaliteli malzemelerden inşa edilen sekizgen biçimdeki çeşme sekiz yeşil sütunun taşıdığı bakır kaplı açık yeşil renkte bir kubbeye sahiptir. Kubbenin iç yüzü altın mozaiklerle kaplanmış ve bu yüzde bulunan sekiz madalyondan dördünün içine yeşil zemin üstüne Sultan II. Abdülhamit’in tuğrası, diğer dördünün içine de Prusya mavisi üstüne II. Wilhelm’i temsilen üzerinde taç bulunan “W” harfi ile altına “II” rakamından oluşan imparatorluk arması yine mozaik ile işlenmiştir. Kubbeyi taşıyan kemerlerin dış yüzleri mozaiklerle süslenmişken iç yüzünde Hattat Mehmed İzzet Efendi’nin sülus hattıyla Ahmed Muhtar Efendi’nin sekiz beyitlik manzumesi her kemere bir beyit denk gelecek şekilde yer almaktadır. Manzumede yazanlar şöyledir:

Hazret-i Abdülhamid Hân’ın muhibb-i hâlisi / Ziver-i iklil-i haşmet Kayser-i âli-tebâr 
(Sultan Abdülhamid Han’ın gerçek, saffetli dostu / Müzeyyen taç sahibi, büyük Kayserler soyundan gelen)
Ya’ni Alman İmparatoru, hükümdâr-ı güzîn / Hazret-i Wilhelm-i sânî, kâmurân-ı ruzigâr 
(Yani Alman İmparatoru, seçkin hükümdar / II. Wilhelm Hazretleri bu devirde arzusuna nail olarak)
Pâdişâh-ı âl-i Osmân’ı ziyâret kasd idüb / Makdemiyle eyledi İstanbul’u pirâye-dâr 
(Yüce Osmanlı Padişahını ziyaret amacıyla / İstanbul’a tekrar geldi)
Bu mülâkât-ı muhabbetperveri tezkâr içün / Eyledi bu çeşmesâr-ı sâha pirâ-yi karar 
(Bu dostça, samimi görüşmeyi hatırlatması için / Meydanı süsleyen bu çeşmeyi yaptırmaya karar verdi)
Su-be-su câri olan âb-ı safâ teşkil eder / Ab-ı sâfî-i musâfâta misâl-i âb-dâr 
(Çeşmeden akan temiz ve duru sular örnek teşkil eder / İki ülke ve hükümdarları arasındaki samimi dostluğa)
Vakfe-gir hayret eyler çeşm-i ehl-i dikkati / Tarz-ı inşâsındaki hüsn-i bedî-i zernigâr 
(Durup dikkatli gözlerle bakanlar hayret eder / Altın yaldızlarla süslenmiş eşsiz güzellikteki yapısına)
Rükn-i akvâ-yı hayât oldukca âb-ı cân-fezâ/ Pâyedâr olsun bu te’sis-i muhabbet üstüvar 
(Hayatın en önemli esası, yapı taşı su aktıkça / Bu dostluk eseri de sağlam bir şekilde itibarını korusun)
Bi-bedel târihi câridir lisân-ı luleden / Oldu bu çeşme mülâkâta ne dil-cu yâdigâr. İzzet 1316/1898 
(Musluğundan akan su bedelsiz olan / Bu çeşme iki hükümdar arasındaki görüşmenin gönül çekici bir hatırası oldu. İzzet 1316/1898)

Alman Çeşmesi KitabesiSu haznesinin üstünde bulunan tunç kitabede unisiyal yazı karakteriyle Almanca olarak “Almanya Kayseri II. Wilhelm, 1898 senesi sonbaharında Osmanlı padişahı haşmetli II. Abdülhamid’i ziyaretinin bir şükran hatırası olarak bu çeşmeyi inşa ettirdi.” (Wilhelm:II:Deustscher:Kaiser / Stiftete:Diesen:Brunnen:In / Dankbarer:Erinnerung:An:Seinen:Besuch:Bei:Seiner: Majestaet:Dem:Kaiser / Der:Osmanen:Abdul:Hamid:II / Im:Herbest:Des:Jahres:1898) yazılıdır.

Alman ÇeşmesiÇeşme, dönemin İstanbul halkı tarafından “Kanlı Çınar” veya “Vakvak Ağacı” olarak adlandırılan büyük bir çınar ağacının yakınına inşa edilmiştir. Bu ağaca Kanlı Çınar denilmesinin sebebi ağacın Osmanlı tarihindeki bir çok kanlı olaya şahit olmasıdır. Çınarın ismi ilk olarak 1648 senesinde Sultan İbrahim’i tahttan indirmek üzere çıkan yeniçeri isyanında geçer. İsyancı yeniçeriler Sadrazam Ahmed Paşa’yı öldürdükten sonra cesedini bu ağacın dibine atmışlardır. Olaydan kar sağlamaya çalışan yeniçeri kılıklı kurnaz bir isyancı ise “insan yağı mafsal ağrılarına iyi gelür” diyerek paşanın cesedini parçalar halinde İstanbul halkına satmıştır. Paşanın cesedinden geri kalan parçalar ancak akşam vakti gömülebilmiştir. Bu olaydan sonra Ahmed Paşa “hezarpare” (bin bir parça) lakabıyla anılmaya başlanacaktır.  Ağacın, “Vakvak Ağacı” adını kazanması ise 1655 yılında Sultan IV. Mehmed döneminde paranın tağşiş edilmesi (değerinin düşürülmesi) ve Girit seferinden dönen bir kısım yeniçerinin maaşlarını alamamaları üzerine çıkan bir isyan vesilesiyle olmuştur. İsyan eden yeniçeriler ve öfkeli halk sarayın önünde toplanıp henüz 15 yaşındaki IV. Mehmed’i bir ayak divanı düzenlemeye mecbur bırakmışlardı. İsyancıları Alay Köşkü’nde kabul eden padişah, isteklerinin ne olduğunu sorduğunda el kaldırarak söz alan Mehmet Ağa, kendilerinin padişaha bağlı olduklarını ancak bir takım saray görevlilerinin kellelerini istediklerini söylemiş ve kellesini istedikleri devlet adamlarının isimlerini bir kağıda yazarak padişaha sunmuşlardı. IV. Mehmet isyancıları taleplerinden vazgeçirmeye çalışmışsa da başarılı olamamıştır. Bunun üzerine, padişahın emri ile aralarında Kızlarağası Behram Ağa, Kapuağası Ahmet ve İbrahim Ağaların da bulunduğu yaklaşık otuz kişinin cesedi isyancılara teslim edilmiştir. Alman Çeşmesiİsyancılar teslim aldıkları cesetleri hemen orada paramparça etmiş, kellelerini ise At Meydanı’na getirerek Kanlı Çınar’ın dallarına asmışlardır. Vaka-i Vakvakiye olarak anılan bu olayın ardından, kellelerin günlerce asılı kaldığı ağaç, İstanbul halkı tarafından cehennemde olduğuna inanılan ve meyvesi insan kellesi olan Vakvak Ağacı’na benzetildiği için Vakvak Ağacı (Şecere-i Vakvak) olarak anılmaya başlandı. Ağacın şahit olduğu kanlı olaylar bununla da bitmedi. 1826 yılında yeniçeri ocağının kaldırılmasıyla neticelenen son yeniçeri isyanında öldürülen yeniçerilerin cesetleri yine bu ağaca asılmıştır. Kanlı Çınar veya diğer adıyla “Vakvak Ağacı” cumhuriyet dönemine kadar yaşamış ancak günümüze kadar gelememiştir. Bugün Alman Çeşmesi’nin yanında gördüğümüz çınar ağacı muhtemelen Almanların yaptığı çevre düzenlemesinde dikilmiş olup söz konusu “Vakvak Ağacı” değildir.

Alman çeşmesi hiç bir figuratif motifin kullanılmadığı bezemesi, çeşme tipolojisi açısından özgün şeması, politik ve anısal içeriği ve anıtsallığı ile görece yeni bir eser olmasına rağmen İstanbul’un tarihi eserleri arasında önemli bir yer kazanmıştır.